RAMAZAN FİŞEK KÖŞEKALABALIKLAŞIYORDU SAROZ KÖRFEZİMİZ

13 yaşındaydık ve yaz aylarımızı köylerimize yakın olan, Saroz Körfezi deniz kıyılarında geçirirdik. O zamanlar daha yeni başlamıştı yazlık evlerin inşaatı. İstanbul’dan, Tekirdağ’dan hatta Anadolu’nun ücra köşelerinden insanlar bile arsa satın alıp yazlık inşa ettirmeye başlamıştı. Yazlıkları inşa ettirenlerin çoğu yüksek bürokrasiden makam sahibi veyahut zengin kesimlerdi. Köylülerimizde şark kurnazlığı bilinciyle, tuzlu suya yakın 3 kuruş etmez kıraç toprağını bol sıfırlı rakamlara sattığı için bayram ediyordu. Gün geçtikçe yeni yazlık siteleri yapılıyor ve her kesimden insanlar ile kalabalıklaşıyordu Saroz Körfezimiz.

EZİKLİK PSİKOLOJİSİ

Farklı insanlardı. Zengin ve bir o kadar havalıydılar. Biz kızgın asfalt üzerinde yalınayak çekirdek buğday kuruturken, onlar bize lüks arabalarıyla korna çalardı. Ağustos böceği ve karınca hikayesinin gerçek olmadığını o yaşlarda anlamıştık. Araçlarının içinde parmaklarıyla işaret ederek, bizleri gösterirlerdi çocuklarına. Sanki safariye çıkmışlar da gergedan görmüşler(!) Hele bir de yanımızda durup bize sahile giden yolları sorduktan sonra, dilenciye sadaka verir gibi para vermeleri ise ayrı bir küstahlıktı. Eziklik psikolojisini yaşamaya başlamıştık.

BU BÖYLE OLMAZ!

Dedik ki üç arkadaş, bu böyle olmaz! Büyüklerimizin gençlik anılarına kulak kabartmışlığımız da vardı. Şu meşhur sağ sol geçmişlerine. Eski sandıklarda, ahırlarda ve ambarlarda ummalı bir araştırma sonrası rengarenk dergiler bulduk. Yüzde doksanı hangi dilde yazılmışsa, pek bir şey anlamıyorduk ama ezilenler falan diyordu, bizden de bahsediliyordu dergilerde, kitaplarda. Dönemin yasaklı kasetlerini de bulduk. Ahmet Kaya’nın Almanya konserlerinde kaydedilmiş olan resitalleri. En çok, sözlerinin Hasan Hüseyin’e ait olan ‘Amenna’ türküsünü sevdik. Kısa çöp uzun çöpten hakkını alacak elbette!

KOLTUĞU YAKANA KADAR

İlk olarak çevre ve doğayı koruma olgusunu anladı. Kapitalizm nedir bilmiyorduk ama doğayı katlediyordu, görüyorduk. Kesilen ağaçlar, toprağın üzerine dökülen betonlar, biriken çöpler… Bizde kendimizce bu çöpleri yok etmeyi görev edindik. Bu çöpleri sahilde biriktirip yakıp yok etmekti görevimiz. Özellikle sonbahar ayları gelip, yazlıkçılar geldikleri yere gidince. Hem ısınıyorduk ateşte hem de gurur duyuyorduk kendimizle. Ta ki site dışına bırakılmış, atıl durumdaki bir koltuğu çöplerle birlikte yakana kadar.

SANKİ KURTULUŞ SAVAŞI VERİYORLAR

Nereden bilelim evde su borusu patladığı için hakim amcanın yazlığa geldiğini ve içerideki eşyaları tahliye ettiğini. Nihayetinde Jandarma girdi işin içine. Korktuk, sustuk tabi ki. Çok geçmeden Jandarma bulmuş suçluları. Yeni yazlık sitelerinin yapımında çalışan çoğunluğu Kürt olan inşaat işçileri tutukladılar. Vay be Kürtler eziliyor, hem de bizim yüzümüzden(!) Bir kaçına bir daha iş vermediler, kovuldular yani. Geriye kalanların durumu daha fena. Köylünün kümesinde tavuk eksilse, yazlıkçıların ipe astığı donu atleti rüzgardan uçsa, soluğu şantiyede alıyorlardı. Koşun Kürtler şunu çaldı. Taş, sopa, kazma ellerine ne geçirirseler ‘Kürt’ diye adlandırdıkları şantiye işçilerini kovalıyorlardı. Sanki Kurtuluş Savaşı veriyor dinine yandıklarım!

SUÇUMUZU İTİRAF ETTİK

Sonuç itibariyle gittik Jandarma Karakoluna üç arkadaş, itiraf ettik suçlarımızı. Yazlıkçı çocukların bisikletlerinin tekerleklerini, toplu iğne suç aletiyle patlatmaya kadar tüm suçlarımızı bir bir anlattık. Çalıştıkları alanda yaptıkları menemene ekmek bandırmışlığımız olan ve yanık türküler okuyan inşaat işçisi ağabeylerin suçsuz olduğunu söyledik. Ve ekledik: Kürtler eziliyor(!) O zaman anladım Kürtlerden çok ‘Kürtler eziliyor’ diyenlerin ezildiğini.

YAKACAKSINIZ KOLTUĞUNUZU

Bu anımı neden paylaştığıma gelirsek: Çerkezköy Ticaret ve Sanayi Odası, Çerkezköy’e okul yaptıracak diye ortalık ayağa kalktı. Belediye Başkanı, Vali Kaymakamlar, Siyasi Parti Başkanları ve hatta sanayici ve ticaret erbapları bir birlerine karşı açıklama yapar oldu. Düşmanı içinizde aramayın, yazıktır, yakacaksınız bir birinizi koltuğunu.

BİRLİKTE HAREKET EDİN

Ne Ticaret ve Sanayi Odasının ne Belediyenin ne de 3 siyasi partinin görevi okul yaptırmak değil! Birlik olun ve bu görev kiminse ona karşı birlikte hareket edip Çerkezköy ve Kapaklı’nın hakkını savunun. Kim mi sorumlusu? TBMM’de bütçe görüşmeleri var. Bakın Milli Eğitime, Diyanete ve Milli Savunmaya ne kadar bütçe ayrılmış, anlarsınız!