Bir çocuğun büyüdüğünde adam olup olmayacağı çocukluğundaki bir takım tutum ve davranışlarından belli olabilir. Hatta bununla ilgili bir de öteden beri söylenen bir söz vardır. Derler ki; ‘‘Adam olmayacak çocuk çişinden belli olur.’’

Benim de geçmişimde, bugünlerimde nasıl biri olacağıma işaret eden bir kaç ipucu vardır. Bir kaçını paylaşmak istiyorum bu yazımda.

Ufacık çocuktum, küçücüktüm, daha ilkokula bile gitmiyordum. Evimize gelen misafir amcalardan biri abdest aldıktan sonra elini, yüzünü ve kollarını kurulamak için kendisine verdiğim havluya ayaklarını da kuruladı diye o havluyu tekrar elime almamış, büyüklerimin bana kızmalarına rağmen oradan uzaklaşmıştım. Hiç yakışır mıydı böyle bir davranış? O gün ailemi utandırmış, yerin dibine sokmuştum(!)

Başka bir gün, daha büyükçe zamanlarımda, kendisini kızdıran atını bir ağaca bağlayıp, sopasıyla döven komşumuza, o, koskoca, yaşlı başlı adama, arkadaşlarımın babalarına, kendi bahçemizden bağırarak; ‘‘Vurmasana lan hayvancağıza, ne vuruyon lan!’’ diye müdahale etmiştim. Utanmadan(!), sıkılmadan(!), babam yaşındaki adama hem bağırmış, hem de ”Lan!” demiştim.

Ortaokul dönemlerimdi, namaza, abdeste hiç ara vermediğimiz, vakit namazlarını camide kıldığımız dönemler. Cami önünde bir ikindi ezanını bekliyoruz. Bizim aşağı mahalleden, öğretmen bir abla, o yıllarda öyle her zaman, her yöne araç olmadığı için bizim mahallede inmiş araçtan, yürüyerek kendi mahallesine doğru gidiyor. Tam da bizim cami cemaatiyle ezan beklediğimiz anda oradan geçiyor. Önümüzden geçtikten sonra, cemaatten iki emmi bu ablaya sırıtarak bir şeyler söylediler. Ben, bacak kadar boyuma bakmadan, yaşımı, haddimi bilmeden, o emmilere orada, hemen, ”Ayıp değil mi el alemin kızına laf söylüyonuz..” demez miyim… Bu ne pervasızlık, bu ne utanmazlık, babam duysa kulaklarımı kopartır.

Yine, lise zamanlarımız, köy minibüsündeyiz. Arkadan bir öndeki koltuktayım. Tam arkamda bir konuşmaya şahit oluyorum. Mahallemizde bir kavga olmuştu ve bu kavganın taraflarından birine bir başka komşumuz diğer tarafla ilgili bir takım sözler söylüyor. ”Seni doveceklerimiş, seni dovdürmeyüçün Kürtlerden adam dutacaklarımış” gibi abuk sabuk laflar ediyor.

Döndüm arkama; ”Abi inanma, ben onlarla beş vakit beraberim, öyle bir şey yok, senin hakkında da hiçbir şey dedikleri yok” demeyim mi. Nasıl da koca adamı(!) yalancı çıkartmış, iki tarafı birbirlerine kırdırmasına razı olmamıştım.

Huy işte. Can çıkar huy çıkmaz derler. Doğru demişler.

İşte ben taa o günlerden beri, hiç haddimi bilmem, hiç frenim yoktur, geri vitesim yoktur, işimi gücümü bırakıp nerede bir haksızlık var, nerede bir yanlışlık var, kalkar müdahale ederim.

Adam olacağım yok benim.

Zaten çocukluğumda da yüzümde meymenet yoktu benim. Hatta, komşu bir ebemiz bana ‘‘Cenderme surat!’’ derdi.