REKLAM ALANI

(160x600px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.
REKLAM ALANI

(160x600px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.
deneme bonususekabetbahis sitelerideneme bonusu veren siteler

Çerkezköy Havadis

Bir Dağınık Bütün

REKLAM ALANI

(728x90px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.
Bir Dağınık Bütün
Deniz Ünsal
Deniz Ünsal( bilgi@cerkezkoyhavadis.com )
258
26 Haziran 2020 - 14:14
REKLAM ALANI

(300x250px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.

Sınırlandıramadığım adımların beni götürdüğü yerleri sonradan keşfederdim hep. Bir adım… Ve bir adım daha… Kendi dünyamın sonsuzluğunu taşır gibiydi adımlarım. Yavaşlamak beni rahatsız ederdi. Hızlı… Daha da hızlı… Hatta bazen ayaklarımın haklı isyanına göğüs germek durumunda kalırdım. Yetişilecek bir yer yoktu. Bir bekleyenim de yoktu aslında.

Yanından geçip gittiğim sokaklar, insanlar, arabalar önemsizleşirdi. Bir gün nasılsa bir şekilde yok olacaklarını düşünürdüm. Belki de o yüzden yavaşlamaya değer bulmazdım onları. Sadece bazen denizin ruh halini anlayabilmek için yavaşlatırdım adımlarımı. Bana bir şeyler anlatabilmek için çırpındıkça çırpınıyor gibi gelirdi. Belki de onu diğerlerinden ayırmam gerektiğine ilişkin argümanlarını sunmaya çabalıyordu. Ebediyette var olacağına olan inancı tamdı.

Üzerine ne kadar kafa patlatılırsa patlatılsın, kesin bir yargıya varılması mümkün olmayan deniz ve ebediyet kavramlarını bir kenara bıraktığımızda; deniz haklıydı. O benim varlığımda hep var olacaktı. Tıpkı adımlarım gibi benim dünyamın sonsuzluğunu taşırdı. Hiçbir zaman yanından geçip gittiğim alelade sokaklardan, insanlardan veya arabalardan olmamıştı. Adımlarım yorulduğunda, deniz bu yükü taşıyabilirdi. Ona bakmak, beni ifade edebilirdi. Onun ruh hali, beni de yansıtırdı. Bir anlamıyla da ona ait hissederdim. Ondan kaçmama gerek olmadığını bana kaç sefer anlatmaya çalıştığı hatrımda değil ama epey bir uğraş vermiş olduğunu anımsıyor gibiyim. Bunu nihayet anladığımda ise; gözüme rahatlamış görünmüştü.

Şimdi bir çay içme vakti kadar yavaşlatmıştım kendimi. Onu izlemek dışında pek bir şey yapmaya niyetim yoktu. Yanından geçip gittiğim insanlar, sokaklar ve hatta arabalar beni küçümsemiş olabilirler. Hatta belki de arkamdan , “İşsize bak ya!” deyip gülmüşlerdir. Tabii günlük rutinlerine devam ederken denize doğru bakabilecek zamanları olduysa ancak, bana da bakmışlardır ve pek azı beni görmüştür.

Deniz bu düşüncemi anlamış gibi hafifçe dalgalanınca, kendimi tutamayarak sesli bir şekilde,  “Benim farkındalıklarımla senin sonsuzluğunu anlayamayanlar için üzülmemize değmez.” demiştim. Beni irice bir karga dışında bir kimsenin duymuş olduğunu pek sanmam. Karga da yere atılan bir simit parçasını gagalamakla meşgul gibiydi zaten. Duysa bile anlamamıştır.

Her dalgalanışı başka bir duygudur denizin, anlamak için özümsemek gerekir. Beni sesli cevap verme ihtiyacında hissettiren onun üzüldüğünü anlamam olmuştu. Üzülmeye devam ettiğini gördüğümde; bu sefer isyankarlığımı bir kenara bırakıp, umut dolu bir tavır takınıvermiştim. Bu kısa zamanda gerçekleşen ruh hali değişikliğime kendim bile şaşırmıştım. Bu sefer içimden, “Ben bir zamanlar neler düşünürdüm, şimdi neler düşünüyorum? Bendeki değişimi unutma!” demiştim usulca. Bana hak verip vermediğinden emin olamamıştım ama bir gün muhakkak ki anlayacaktım.

Herkesin bir zamanı var. Bir ömrün yetmeyeceği kadar bile uzun olabilir kimi zamanlar… Ne için ve ne zaman yavaşlayacağını herkes kendisi keşfedecek. Bana düşen beklemek ve anlamaya çalışmak olabilir ancak.

Kafamda düşünceler oradan oraya uçuşurken, yine deniz böldü onları: “Yok olacaklarını düşündüklerinin yok olmalarını beklemekten korkuyorsun, haklısın da. Ama onları yok etmek senin seçimin. Beni de yok edebilirdin. Ya da… Daha doğrusu şöyle: Beni yok etme ihtimalin de halen mevcut. Tıpkı insanları, sokakları ve arabaları yok ettiğin gibi beni de edebilirsin, belki de edeceksin de. Ama şu an için etmiyorsun ve her ne kadar bunun gizli olduğunu düşünsen de ben nedenini biliyorum. Yaklaş… Sana söyleyeceğim.”

Diyeceklerini hem önceden ve hatta uzun zamandan beridir biliyormuş, hem de ilk defa duyacakmış gibi hissettim. Belli belirsiz, “Seni anlayacağımı biliyorsun.” dedi. Söylediklerinde bir gerçeklik payı vardı. Beni anlayacağını umuyordum çünkü beni anlamaya en yakın kişi oydu. Ama bu gerçeklik değişebilirdi. Demek istediğim, ben değişirken beni anlayanların beni anlamaya devam edeceğine inanmak biraz olağan akışa aykırı olmuyor muydu? Beni çok sevdiği için kabullenenleri ya da ben her fikre açığım deyip anlamış gibi yapanları saymıyorum.

Anlamak ve anlaşılmak zor eylemlerdir. Anlatılanı farklı şekilde de olsa daha önceden tecrübe etmiş olan ya da yine sizi ve anlatılan olayı iyi özümseyebilenlere güvenebilirsiniz bu her iki konuda da. Bunlar da zaman içerisinde değişebilecektir.

Denize herhangi bir cevap verememiştim çünkü henüz ne olduğunu anlayamadan, düşüncelerim beni bir zaman yolculuğuna çıkartmıştı. Bir kafe var, hep giderim. Bende iyisiyle kötüsüyle çok anısı vardır. Hani kötü olayların yaşandığı yerler kötü olayları hatırlatır denilir ya, buna pek inanmam. Hatta hayatımda yer edinmesi muhtemel her insanı bu kafeye bilerek götürürüm. Orası benim için büyümek demek…

En köşede cam kenarındaki masada, ölümle ilk tanışmam oturuyor mesela ama onun çaprazındaki masada dünyaya gelişine bizzat tanık olduğum bir bebek var. Biraz ileride ustaca dekore edilmiş bir köşede; kirli bej renginde ikili bir koltuğun tam üzerinde Salvador Dali’nin Yanan Zürafa isimli tablosunun bir kopyası asılmış. Koltuğun her iki yanına da rengarenk yapay çiçekler buz mavisi saksıların içinde konulmuş. Hani baktıkça bakası geliyor insanın.

Eskiden o koltuğun yerinde, kalabalık gelenler için ayrılan sekiz kişilik büyükçe bir masa vardı, hiç unutmam. Çok değer verdiğim, en yakın arkadaşım dediğim bir insanı orada hayatımdan çıkarmıştım. Güvenim ilk kez orada sarsılmıştı. Daha sonra o bej koltukta, bu yaştan sonra yeniden yakın arkadaş edinilmez dediğim zamanlarda tanıştığım Balkız ile ilk fotoğrafımızı çektirmiştik.

İyi ile kötü hatırayı birbirinden ayırmak benim için mümkün değil işte. Ben ikisinin toplamına büyümek diyorum. Birini yaşamadan diğerini yaşayamazdım. Bir sebeple hayatımdan çıkarttığım birisi, bana ne güzel hatıralar yaşatmıştır…

Beni sonu gelmeyen düşüncelerin arasından sıyıran Balkız oluyor yine. Bizim kafeye gelmemi söylemek için aramış. Sesini duyunca gülümsüyorum. İkimiz de mutsuzken birlikte gülebiliyoruz onunla ya da bazen dibe batıveriyoruz. Sonra gücü bulan, ikimizi de çıkartıyor. Bugünlerde gücü bulması gereken benim. O ölümle yeni tanıştı ve hala vedalaşamadı çünkü. O kadar hayatla dolu birisinin, ölüm ile tanışması nasıl bir yıkım oluşturdu, tahmin edemezsiniz.

Dipten çıkartma görevinin bende olduğunun bilinciyle midir bilemiyorum ama önce ben vardım kafeye. Artık hayatımda olmayan birinin tanıştırdığı bir grubun şarkısı çalıyordu. Büyük Ev Abluka’dan “İhtimallerin Heyecanına Üzülüyorum” … Ama bugün için yeterince geçmişe gitmiştim, o yüzden hatıraları geri plana itip ana odaklanmayı seçtim. Balkız gelince işim daha kolay olacaktı muhakkak.

Şu an için sadece Oruç Aruoba’nın şu satırlarını hatırlama izni verdim kendime: “Tek bir anlamlı bütün -bir kişi- olarak, tek bir yerde duramayız bir türlü- çeşitli parçalara bölünmüş, bazen dağınık, bazen toparlanarak, ama hep yeniden dağılarak, birkaç koldan ilerlemeye çalışırız. Tek bir yön tutturamamış olmanın acısını çekeriz hep, ama, aslında, o ‘tek’ yön, olsaydı -bulunsa, bulunabilseydi- sonumuz olurdu.”

Denizi buraya getiremeyeceğim aşikardı fakat her gittiğimde ondan bir parçayı da benimle beraber götürüyormuşum hissi yayılırdı tüm bedenime. Onunla bir bütündüm. Yine de ona artık ihtiyaç duymayacağım bir zaman da pekala gelebilirdi. Tek bir yönüm yoktu, hiçbir zaman da olmamıştı. Ben yine her zamanki gibi bekleyip görecektim.

REKLAM ALANI

(728x90px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.
KÖŞE YAZARLARI
PİYASALARDA SON DURUM
  • DOLAR
    -
    -
    -
  • EURO
    -
    -
    -
  • ALTIN
    -
    -
    -
  • BIST 100
    -
    -
    -

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.