Merhaba değerli okur,

Siyasetin en yoğun olduğu zamanlardayız. Malum mahalli idareler seçimlerine az bir zaman kaldı. Siyasi partiler de başkan adaylarını açıklamaya başladı ancak bu kez sizlerle siyasi bir mesele hakkında değil de, kültür sanat konulu bir yazı paylaşmak istiyorum. Hoş bunun da siyasetle alakası muhakkak var ama konunun siyasi yanını işlemeye kalkarsam yazı biraz uzar, bu nedenle konuya sosyolojik açıdan yaklaşıp bazı serzenişlerde bulunmayı tercih ediyorum.

Konumuz tiyatro… Konuya girmeden önce, bölgemize kazandırdığı kültür merkezi ve organize ettiği tiyatrolarla halkımıza bu güzide sanat dalını sevdiren Çerkezköy Organize Sanayi Bölge Müdürlüğü’ne bir kez daha teşekkürlerimi sunmak istiyorum. Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi, Kapaklı ve Çerkezköy Belediyelerini de unutmamak lazım. Bu kurumlar da organize ettikleri tiyatrolarla kültür ve sanata büyük katkı sağlıyorlar.

Kıymetli okur,

Perşembe günü Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi ve Kapaklı Belediyesi işbirliği ile ÇOSB Kültür Merkezi’nde sahnelenen ‘Barut Fıçısı’ isimli oyunu izledikten sonra böyle bir yazı yazma gereği duydum. Oyunun konusu, kadrosu, oyuncuların performansları gerçekten her şey çok güzeldi. Zaten tiyatroyu eleştirmek değil niyetim ki böyle bir yetkinliğe sahip de değilim. Benim eleştirmek ve serzenişte bulunmak istediğim konu seyirci kitlesi.

Belki de aranızda Perşembe akşamı bahsettiğim oyunu izlemeye giden, bana hak veren ya da kızan birileri var, ama ben en azından rahatsız olduğum konuyu dile getirmek istiyor, bu yazıdan sonra ilgili kurumların da tekrar bu sıkıntıların yaşanmaması için önlem alacaklarını umut ediyorum.

Öncelikle şunu belirtmek isterim kıymetli okur,

Tiyatro deyince aklınıza çoluk çocuk, torun torba hep beraber gidilecek bir oyun gelmemeli. Tiyatroda yetişkin ve çocuk oyunları farklı türler. Sinema gibi, evde izlediğiniz televizyon gibi. Yaş sınırı var yani. Daha anaokulu ve ilkokul çağındaki çocuklarınızı yetişkinler için olan bir oyuna getirmeniz en başta çocuğunuz için, daha sonra sizin için, diğer izleyiciler ve hatta oyuncular için bile sakıncalı bir durum.

Ben gerçekten bir şeyi çok merak ediyorum; sahnedeki oyuncu senaryo gereği kadına şiddet konusunu işliyor, küfür şiddet kıyamet, hatta yine senaryo gereği adam öldürüyor ya da intihar ediyor, siz bu durumu el kadar çocuklarınıza nasıl açıklıyorsunuz? Kusura bakmayın ama, her oyuna çocukla gidilmez arkadaşlar. Çocuğunuzun sağlıklı gelişimi için bu konuya dikkat etmeniz gerekiyor. Hatta ÇOSB Müdürlüğü’nden ve ilgili belediyelerden ricamdır, lütfen vatandaşları oyuna girmeden önce uyaralım. Yaş sınırının altındaki çocukların oyuna girmesine engel olalım.

Rahatsız olduğum ilk izleyici modelini anlatabildiğimi düşünüyorum. Eğer kurumlar gerekli önlemleri alırsa, bu durumun tekrar yaşanacağını düşünmüyorum. Gelelim rahatsızlık veren ikinci seyirci tipine. ‘Gülmeye programlı izleyici’ modeli. Ben şahsen, ortada büyük bir yanlış anlaşılma olduğunu düşünüyorum. Ve bu durumu düzeltmek için çaba göstermek niyetidir aslında bu yazı. Değerli tiyatro izleyicisi ‘gülmeye programlı’ arkadaşlar. Tiyatro demek, sadece komedi demek değildir. Oyunların dram, gerilim gibi değişik türleri de var. Yani salonda oyunu izlerken sürekli gülmek zorunda değilsin, hele bağıra bağıra gülmek zorunda hiç değilsin! Yahu sahnede adam öldürüyorlar, sen kahkaha atıyorsun. İntihar ediyorlar, gülme krizine giriyorsun. Üstelik bu neşeli eylemini gürültülü bir şekilde icra etmekten kesinlikle imtina etmiyorsun. O kadar pervasız gülüyorsunki, senin sesini sahnedeki oyuncu duyduğunda salonda senin adına utanan onlarca insanın farkında bile değilsin. Yapma bunu, utandırma insanları.

Kalın sağlıcakla…