10.1 C
Çerkezköy
24 Ekim Pazar, 2021
spot_img

Mülkiyet Kavramı-2

İstişarelerin ardından yaptığımız ağaç evimizde neredeyse her gün toplanıyor, sohbet ediyorduk. Siyasi sohbetler hem de…
Dedim ya 1995 yazıydı ve ülke yine erken bir seçime hazırlanıyordu. Ülkedeki siyasetçilerin erken boşalma problemi vardı sanki. Sürekli erken seçim halindeydik. İşin ilginç tarafı zaten iktidarda olan adamlar erken seçim kararı alıp vatandaşa vaatlerde bulunuyorlardı.
‘Ulan zaten iktidardasın, vaat edeceğine yapsana!’ demiyordu benim yalnız ve güzel ülkemin biçare insanları. Seviyorlardı herhalde sandığa gitmeyi. Zaten ben 10 yaşındaydım, bana ne!
Bizim siyasi sohbetler daha çok seçim şarkıları üzerineydi zaten. 90’lı yıllar, Türk Pop’u zirve yapmış. Vatandaş müzikten anlıyor yani…
Vatandaş müzikten anlayınca siyasetçi boş durur mu? Hemen yükleniyorlardı seçim şarkılarına.
O dönem en büyük eğlencelerimizden biriydi, bozuk hoparlörleriyle gezen seçim arabalarını izlemek. Araba sürekli hareket halinde olduğundan mıdır yoksa sahiden hoparlörlerinin bozuk olduğundan mıdır bilmem ama şu yaşıma geldim, henüz sesi düzgün çıkan seçim arabası görmedim. Tofaş’ına azıcık tesisat yapan mahallenin gençlerinin altındaki arabalardan bile daha net çıkıyor ses. Koca ülkeyi yönetmeye talip oluyorsun, ama seçim arabandan çıkan sesin, ne sattığını gözümüzle görmeden anlayamadığımız seyyar patates kamyonundan çıkan sesten farkı yok! ‘Seçmen eğilimi, seçim arabalarında çalan şarkılara göre değişkenlik gösterir’ tezi, dünyanın en saçma tezi bence. Öyle olsa caddede son ses Müslüm çalan Tofaş’lı abiler iktidara gelirdi. Adamın arabasının sesi hem net, hem de Müslüm Gürses çalıyor! Kesin iktidar.
Yaz bitmiş, sonbahar gelmişti artık. Ağaç evimizdeki son günlerimizi yaşıyorduk ve seçime de az kalmıştı sanırım. O esnada enteresan bir şey oldu. Seçim arabaları yalnız başına değil, birlikte geçmişti bu kez. Daha seçim olmamıştı ama seçim arabaları koalisyonu kurmuştu bile ve hoparlörlerden bangır bangır şu şarkılar çalıyordu;
“Anavatan en başta, bu en büyük yarışta / geliyor Mesut Yılmaz, en başta“
“Oy Mesut, denizleri aş da gel kurbanın olam / Kurtar bizi buralardan ne olur”
“Kararlısın Çiller’im/ Seni sever milletin/ Yalnız sana oy veririm artık”
“Seninle ülkem coştu be Çiller/ Hasretlik bitti/ Başbakan Çiller”
“Vatandaş gülsün diye, garip sevinsin diye, haksız utansın diye, düğümü çözmek, oyunu bozmak için Müjdeler olsun, Refah geliyor“
‘Refah geliyor’ sözü bizi çok etkilemişti. Refah demek, bolluk ve rahatlık demek, yani herkesin yazlık bir evi olması demekti.
Koalisyon nedir bilmiyorduk tabi. Seçimi Refah Partisi kazandı ama güven oylaması falan derken hükümetin kurulması epey bir zaman aldı. Biz de bu arada boş durmadık, okula gittik… Derken yine yaz tatili geldi ve yazlık ev ihtiyacı tekrar gündeme oturdu.
Tam da o günlerde Refah Partisi ve Doğruyol Partisi koalisyon hükümeti kurdular. Adını da RefahYol hükümeti koydular. Biz de yazlık evi beklemeye başladık. Beklemesine bekliyorduk ama kimsenin bize ne ev, ne de arazi verdiği yoktu. Laz amca bizi ne zaman görse yine sövüyordu. Refah, yani bolluk ve rahatlık yine gelmemişti.
Akşam üzeriydi sanırım, gelmeyen bolluk ve rahatlığa inat futbol oynuyorduk arkadaşlarla. Birden futbol sahasında bir hareketlilik oldu. Bir helikopter iniş yapıyordu sahaya. Helikopterden bir adam indi. Evet bu O’ydu… Bolluk ve rahatlık sözü veren adam, Necmettin Erbakan!
Resmen fırsat ayağımıza gelmişti, hemen koştuk yanına. Gülerek karşıladı bizi. Kameralar çıktı aniden. Kameralar çıkınca Erbakan’ın eline bir poşet jelibon şekeri verdiler, ne olduysa o an, o bize şeker veriyor, biz de onun elini öpüyorduk. Koca mahalle bayram ziyaretinde gibiydik. Anlamsız bir kısır döngü olmuştu. Derken Erbakan’ın elindeki jelibonlar bitti ve helikoptere bindiği gibi uçup gitti aramızdan… Bakakaldık giden helikoptere.
İyi de bu adam neden gelmişti? Refahtan, yani bolluk ve bereketten kastı jelibon şekeri miydi? Her şey o kadar kısa zamanda olup bitti ki, bizim ev işini bile konuşamadık adamla!
Çocuk yaşta çok şey öğrenmiştik o sene… Siyasiler vaat ediyor, siz oy veriyorsunuz ancak karşılığında aldığınız sadece bir jelibon şekeri. Ayrıca John Locke haklıydı, Siyasal iktidar sadece mülk sahiplerinin mülklerini koruyordu…

Benzer Haberler

En Son Haberler

En Çok Okunanlar