REKLAM ALANI

(160x600px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.
REKLAM ALANI

(160x600px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.
deneme bonususekabetbahis sitelerideneme bonusu veren siteler

Çerkezköy Havadis

Ruhun aynası

REKLAM ALANI

(728x90px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.
Ruhun aynası
Deniz Ünsal
Deniz Ünsal( bilgi@cerkezkoyhavadis.com )
696
02 Ekim 2020 - 12:02
REKLAM ALANI

(300x250px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.

Telefonun sesiyle uyanmaktan nefret ettiğinden midir nedir, her gün adeta biraz daha erken uyanıyordu. Sanki telefonuyla arasında kendini bilmez bir yarış vardı. Bugün de yine öyle olmuştu. Uyanınca telefonun alarmını kapatmayı unutmuş, tekrar uyumaktan korka korka yataktan sıyrılarak banyoya koşmuştu. Şans bu ya, alarm da çalmak için tam o anı bulunca; alarmdan önce uyanmasına rağmen, yüzünü yıkarken kapatamadığı alarmın sesini dinlemek zorunda kalmıştı. Bu durum zaten olmayan sabah motivasyonundan biraz daha çalmış, kendini olduğundan daha yorgun hissetmesinin zemini hazırlamıştı.

Çoğu zaman insanların sözlerini kafaya takan bir insan olduğundan, asansörde yeni kestirdiği saçı hakkında yapılan yorumu öğlen yemeğine kadar düşünmüş, Avni Bey’in aslında ne demek istemiş olabileceğine ilişkin en az on teori üretmişti. Masasının üzerinde biriken işler, gözünde büyüdükçe büyüyor,  sanki azalacağına artıyorlardı. Haftada en az on iş tamamlarken, yine de şefinden tamamlanamayan bir iş için laf işitirken, kendini tutuyor ve iki kişinin işini üstlenmek zorunda kaldığı gerçeğini dillendirmiyordu.

Bazen ufak mutlulukları da oluyordu tabii. İş yerindeki dedikoducu insanlara rağmen edinmeyi başardığı, zaman zaman kendisine benzettiği, zaman zaman ise çok farklı olduğuna inandığı arkadaşı Demet’in kahve makinesinden alıp geldiği kahveleri içtikleri on dakikalık aralar gibi… Bu aralar bazen yirmi dakikaya kadar çıkabiliyor ve ikisi de gizliden gizliye uzatılan araları, iş yerinden aldıkları birer intikam gibi düşünüyorlardı. Oysaki iş yeri onlardan ne on dakikalar çalmıştı… Onlar da farkındaydı da unutmaya çalışıyorlardı.

O gün yine iki saat fazladan çalışacağını bilseydi, on dakikasını yine yirmiye çıkarırdı. Bir ay öncesinde çok severek gittiği piyano derslerini mesailerine göre ayarlayamadığı için tamamen iptal etmek zorunda kalmıştı. Kendine karşı biraz vicdan yapmış olsa da yapılması gerekenin bu olduğunu düşündüğünden fazla uzun konuşmamıştı vicdanı da. Şimdilerde sadece bazen, piyano çalan birini gördüğünde mesela,  kendini onun yerinde hayal ediyor ve içi cız ediyordu. Çünkü piyano onun için başka bir dünyaydı. Kendi iç dünyasıyla dışarıdaki dünyayı kesiştirdiği, onu daha mutlu ve dolayısıyla da daha iyi bir insan yapan, kendini ifade edebildiği yegane yerdi onun yanı. Piyanonun başındayken sadece kendi konuşabildiği bir dil kullanarak kendini anlatıyor ama kimse onu yargılamıyordu. Üzüntüsünü, kırgınlığını, heyecanını, her şeyini tuşlara bırakarak kendi oluyordu.

Bu duyguları herkes tanır, bilirdi aslında ama bilseler bile susarlardı. Bir öncelik sıralaması yapıldığında, herkesin geri plana attığı iki şey vardı. Bunlardan ilki; özel hayat, ikincisi ise sanattı. Ve ikisi arasında büyük bir ortak nokta vardı: Özel hayatımız da sanat da her zaman ertelenebilir.

İş hayatını ve arkadaşlıklarını her daim öne koyarak, sağlıklı bir yaşam için kendilerine ayırmaları gereken zamandan çalanlardan bahsediyorum. Bir hayli tanıdık değil mi? Oysa bu dünyaya ruhumuzu şekillendirmek için gelmemiş miydik? Eğer öyleyse, neden sanat hiçbir zaman için önemli kabul edilmedi? Neden hep yapılmasa da olur gözüyle değerlendirildi?

Genel bir bakış açısı ile bakılınca toplumumuzda; hep özgür ruhlu insanların uğraştığı, diğerlerinin de birkaç saniye, belki birkaç gün ilgilenip umursamadığı bir dünyası vardır sanatın. Bu gerçek yadsınamaz. Peki gerçekten bu kadar yabancı mıdır bize sanat?

Öyleyse bir bakalım. Sanat bir duygunun, güzelliğin dışavurumu olarak tanımlanır aslında. Bu dışavurum, insan olmanın gereği ve kendimizi ifade etme ihtiyacımızın bir sonucu olarak ortaya çıkar. Dolayısıyla hepimizin ifade gücü farklı bir sanat dalı vasıtasıyla aktif olur. Her müzisyen farklı bir müzik aleti çalar mesela. Her yazarın benimsediği yazın türü ve üslubu farklıdır. Bizler bazılarını daha çok severiz, bazılarını ise istesek de sevemeyiz. Bunun sebebi de; o sanatçının dışavurumunun bizimkisine benzemesidir. Yani ” Bu adam benim için çalıyor.” ya da ” Bu kadın beni anlatıyor.” dediğimiz anlardan bahsediyorum. Bu anlar, sanata pasif bir katılım sağladığımız anlardandır.

Peki sanata aktif olarak katılmak, sadece sanatçılar için midir? Hayır! İncelendiğinde; bilinen ya da pek bilinmeyen pek çok sanat dalı ve alt dalı var. İçlerinden hangisinin, bizim ifade yeteneğimizle bağıntısı olduğunu keşfetmek bize kalmış. Ve inanın keşfedildiğinde; sanat hayatla mücadele gücümüzü arttırıyor çünkü artık içimize atmamaya başlıyoruz. Kendimize özgü bir biçimde ve biraz da derinlerde gizlenerek ama korkmadan benliğimizi ortaya koyuyoruz. Sanat sanatçılar için değil sadece, hissedebilen her insan için. Ve sanat mevzu bahis olunca dışarıdan değil, esas işin içinden izlemek gerek. Başrol olmak gerek biraz da. Ne demiş George Bernard Shaw?

“Yüzünü görmek için bir cam ayna kullanıyorsun; ruhunu görmek için sanat eserlerini kullanabilirsin. ”

Sağlıkla kalın. Hem fiziken, hem de ruhen…

REKLAM ALANI

(728x90px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.
KÖŞE YAZARLARI
PİYASALARDA SON DURUM
  • DOLAR
    -
    -
    -
  • EURO
    -
    -
    -
  • ALTIN
    -
    -
    -
  • BIST 100
    -
    -
    -

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.