CHP Ekonomi Masası üyeleri, İstanbul Perpa Ticaret Merkezi’nde iş insanlarıyla buluştu. Burada, İstanbul seçimlerinin iptalinin Türkiye’deki şirketlere ve vatandaşlara çıkardığı faturayı ortaya koyan CHP’li Öztrak, “Yapılan sandık darbesi, sadece İstanbul’un seçilmiş belediye başkanı Ekrem İmamoğlu’nu ve İstanbulluları değil, tüm Türkiye’yi mağdur etmiştir” dedi

CHP Ekonomi Masası Başkanı Faik Öztrak başkanlığındaki heyette, Genel Başkan Yardımcıları Aykut Erdoğdu, Lale Karabıyık, Fethi Açıkel ile birlikte, CHP İstanbul Milletvekili Akif Hamzaçebi ve Antalya Milletvekili Çetin Osman Budak yer aldı.

PERPA TİCARET MERKEZİ’NDE BİR ARAYA GELDİLER
Toplantıda konuşan CHP’li Faik Öztrak şunları söyledi: “Çok kıymetli iş insanlarımız, değerli esnaflarımız, bize bugün burada bulunan bu seçkin toplulukla bir araya gelme imkanını veren PERPA yönetimine, her iki başkana da teşekkür ederek sözlerime başlıyorum. Tabi hemen sözlerime başlarken içinde bulunduğumuz Ramazan ayınızı kutluyor, hepimize Ramazan ayının bereket ve huzur getirmesini de diliyorum.

SAHAYA ÇIKIYORUZ
Biz geçtiğimiz yıl başlayan bu krizle birlikte hemen ekonomi masamızı kurduk. Milletvekili arkadaşlarımız iki defa çeşitli şehirleri ziyaret ettiler. O şehirlerde iş adamlarının, esnafların, çalışanların, çeşitli kesimlerin ekonomiden kaynaklanan sıkıntılarını dinlediler. Şimdi, Ankara’da bulunan Ekonomi Masası üyeleri olarak sahaya çıkıyoruz. Bunu da Perpa’da yapmaktan dolayı son derece mutluyuz.

TÜRKİYE SAVRULUYOR
Dünya radikal siyasi değişimlerin yaşandığı, popülizmin yabancı düşmanlığının, korumacılığın arttığı, ekonomik koşulların ağırlaştığı bir ortamdan geçiyor. Türkiye de 2014’ten bu yana siyaset, dış politika ve ekonomide ciddi savrulmaları yaşıyoruz. 2013’ten beri Türkiye en kırılgan beş ekonomi listesinden bir türlü düşmüyor. Dış politika, iç siyasete malzeme edildiği için bugün etrafımızdaki jeostratejik riskleri yönetmekte çok büyük zorluklar çekiyoruz. Yönetimde sistem, rejim değişikliği ve parlamenter rejimden tek adam parti devletine geçilmiş olması bir yandan hukuk devletini yıpratıyor, diğer taraftan da kurumsal kapasitemizi ciddi bir zaaflara uğratıyor. Bütün bunların sonucunda Türkiye geçtiğimiz yılın Ağustos ayından bu yana çok ciddi derin bir ekonomik krizin içine girmiş durumda ve bununla boğuşuyoruz.

MÜZİK DEĞİŞTİ AMA DANSI DEĞİŞTİRMEDİK
Sayın Başkanlarımız ekonomik krizi anlatacağımızı söyledi ama ekonomik krizi bizim size anlatacak halimiz yok siz onun içinde yaşıyorsunuz zaten. Fakat biz de neden oluyor bunlar bunları sizinle paylaşmak istiyoruz. Son beş yılda, küresel piyasalarda ucuz ve bol para dönemi biterken sermaye ve yatırımcı hatalara karşı daha duyarlı, ülkelere karşıda daha seçici hale geldi. Doğruları yapan ülkeleri seçmeye başladılar. Biz bu yeni koşulları okuyamadık. Müzik değişti ama biz bir türlü dansımızı değiştirmedik. Hatta iktidar öyle bir yaklaşım içindeydi ki ‘Biz çok güçlendik, bizim dans değiştirmemize gerek yok. Biz istediğimiz gibi dans ederiz, dünya bize uysun’ demeye başladı. Ekonominin sıcak paraya ve dış tasarruflara olan bağımlılığını azaltacak tedbirleri bir türlü alamadık. Üretim yerine ithalat, gelir yerine borçla büyüme stratejisi benimsendik. Ekonomi dolarkolik oldu. Şimdi bize dışarıdan kur faiz saldırısı var deyip kendi hatalarının üstünü örtmeye çalışıyorlar. Burada sorulması gereken soru şudur: Bu kur faiz saldırısına bu ekonomiyi bu kadar açık hale nasıl getirdiniz?

HER 7,5 AYDA BİR SANDIK
Tek adam parti devletini kurma projesi kapsamında son beş yılda ülkemiz 8 defa sandık başına gitmiş. 7,5 ayda bir bu milletin önüne sandık gelmiş. 2014’ten bu yana art arda yaşadığımız seçimlerle, referandumlarla çok kıymetli bir beş yılı harcayıp tüketmişiz. Ekonomiyi yeniden rayına oturtacak gerçekçi, kapsamlı ve güven verecek bir program bir türlü uygulamaya konmamış. Yeni kırılganlıklar görmezden gelinmiş, yatırımcı ürkekleşmiş. Hem finansal hem de makroekonomik göstergelerimize bu durum yansımaya başlamış.

KİMSE ÖNÜNÜ GÖREMİYOR
2013’ten bu yana Türk Lirası, Arjantin Pezosu ile beraber, en fazla değer yitiren para birimi olmuş. Aynı dönemde Dolar cinsinden milli gelirimiz 166 milyar dolar erimiş. Gelirimiz de 10 yıl önceki seviyesine düşmüş. İşsizlik rekorlar kırıyor, ekonomi daralıyor, kimse önünü göremiyor. Geçtiğimiz yılın son çeyreğinde belirginleşen ekonomik sıkıntılar bu yılın başında da devam etmiş. Yılın ilk üç ayında sanayi üretimi yüzde 5,7 düşmüş. Buna rağmen ilk üç ayda, seçim nedeniyle kamu harcamalarında gaza basılması, bankaların kredi kanallarının devlet eliyle zorlanması, mevsim ve takvim etkisinden arındırdığımızda sanki üretim rakamlarında bir toparlanma, sanki en kötüsü geride kalmış izlenimi verdi.

EKONOMİDE TOPARLANMA SAMAN ALEVİNE DÖNDÜ
Ayrıca Türkiye’nin, 31 Mart Mahalli İdare Seçimlerinden sonra 4,5 yıl sürecek bir rahat karar alma süreci yaşayacağı beklentisi bu dönemde vardı. Böyle bir dönemde herhalde son isteyeceğimiz şey belirsizliklerin daha da artması, hukuk devletinin daha da yıpranması ve karar alma mekanizmalarının çalışamaz halde olmasıydı. Ama 31 Mart’tan sonra sandıktan çıkanı beğenmeyen iktidar düğmeye bastı. 1 Nisan’da başlayan süreç 6 Mayıs’ta bir sandık darbesiyle sonuçlandı. Bu süreçte önce ‘geçersiz oyları sayın’ dediler olmadı, sonra ‘oyların tamamını sayın’ dediler. YSK ‘tamamını saymayalım’ dedi ama büyük ölçüde bir çok yerde oylar sayıldı. Sonra dediler ki ‘kısıtlıları sayın’ bir türlü tutmadı. Durdular durdular, sonunda YSK kendi onayıyla atanan aynı sandıktan çıkan aynı zarfa atılmış 4 tane oy pusulasını saydı bir tanesine geçersiz üçüne de geçerli dedi. Ve bu şekilde de İstanbul’daki seçimler iptal edilmiş oldu. Şimdi tabi bunu yaptığınız andan itibaren büyük bir siyasi belirsizlik yaratıyorsunuz ve bakıyor insanlar diyorlar ki: ‘Seçimle gelen galiba bu ülkede artık seçimle gitmeyecektir.’ Böyle bir algı yaratıyorsunuz. Dolayısıyla bu ilk üç aydaki toparlanma bir anda saman alevine döndü. Bu kadar para harcadı iktidar seçim nedeniyle. Bu, ekonomiye bir canlılık vermişti ama o canlılığın üzerine gereken yeni şeyleri inşa edemediğimiz için bitti. Bu yılın ilk 6 ayı da kayıptır, açık söyleyeyim.

SANDIK DARBESİNİN MAĞDURU ASLINDA TÜM TÜRKİYE
Bu 1 Nisan’da başlatılan sürecin bu ekonomiye hiç mi maliyeti yok? Yani burada tek mağdur olan Ekrem İmamoğlu mu? Hayır. Burada tek mağdur olan İstanbul halkı mı? Hayır. Bu olayda tüm Türkiye mağdur oldu. Bu darbe sürecinde, Dolar kuru 5 lira 49 kuruştan 9 Mayıs’ta 6 lira 19 kuruşa kadar yükseldi. Bugün 6 lira 2 kuruştu sabah gelirken. Kurda en sıkıntılı şeylerden biri de bu dalgalanmadır. Böyle dalgalandığı andan itibaren vadeli işlemler sıkıntılı oluyor. 6 lira 2 kuruştan baktığımız zaman yüzde 8,8 Türk Lirası değer kaybetmiş. Peki, bu zaman diliminde Türkiye’nin diğer ekonomilerle karşılaştırdığımızda durumu ne? Türk Lirası kendine benzeyen ekonomilerin parası karşısında en fazla değer kaybeden para olmuş.

BİZ BU FAİZLERİ EN SON 2004’TE GÖRDÜK
Yine 2 yıllık gösterge tahvilin faizi yüzde 21’den yüzde 26’ya gelmiş dayanmış. Hazine iç borçlanma faizi o da yüzde 26’yı geçmiş. Biz bu faizleri en son ne zaman görmüştük biliyor musunuz? 2004 yılında. Bundan iki yıl önce biz dışarıdan yüzde 3-4 faizle borçlanıyorduk içerde yüzde 7-8 faiz vardı. Şimdi bakıyorsunuz yüzde 25’lere 26’lara çıkmış. CDS dediğimiz kredi temerrüt takas primleri var. Bir ülkenin borcunu ödememe riski ne kadar buradan ölçüyorsunuz. Buna baktığınız zaman, şu dönemde yani sandık darbesi sürecinin başlamasıyla birlikte CDS’ler 392’den 493’e çıkmış. Artış %26. Hiç tereddüdünüz olmasın bunlar sürekli dış borçlanmaya yansıyacaktır Türkiye’nin dış borçlanma maliyetleri artacaktır.

KURDAKİ ARTIŞIN ŞİRKETLERE FATURASI 160 MİLYAR TL
Tabi bu göstergelerdeki bozulma şirketlerimizin de, çalışanlarımızın da, milletimizin de durumunu etkiliyor. Bir kere kurdaki değişme yüzde 20’nin altına doğru gitmekte olan enflasyonu yeniden yukarı doğru götürecektir, azdıracaktır enflasyonu. Reel sektörün net döviz açık pozisyonu var yani net borcu var. Döviz borçlarından döviz alacaklarını düştüğümüz zaman buna net döviz açık pozisyonu diyoruz. 197 milyar dolar. Şimdi son 45 günde gözlenen 53 kuruşluk Türk lirasının değerindeki düşme ya da doların değerindeki Türk lirası cinsinden artış, şirketlerimize kur farkı zararı olarak tam 105 milyar TL ek yük getirdi. 1 Nisan’dan buraya kadar 105 milyar lira. Borsa, 1 Nisan’dan bu yana yüzde 6,3 düştü. Binlerce yatırımcı mağdur oldu. Şirketlerin piyasa değerindeki erimede 55 milyar TL. Bu ikisini topladığınız zaman sadece bu kurdaki artışın, yani seçim belirsizliğinin getirdiği kurdaki artışın (faiz artışı falan yok bunun içinde) şirketlere maliyeti 160 milyar TL. Ne kadar zamanda? 45-46 günde.

BORÇ ARTTI GELİR ERİDİ
Yine bu sandığa darbe milletimize de ciddi yükler getirdi. Türkiye’nin dış borç yükü TL’yle baktığımız zaman 1 Nisan’da 2 triyon 442 milyardı. Şimdi 2 trilyon 679 milyara çıkmış. Yani 237 milyar da TL dış borçtan milletimizin sırtına yük yüklenmiş. Milletin geliri de eriyip gitmiş. Asgari ücret, son 45 günde 33 dolar azalmış. 368 dolarmış 335 dolara inmiş. Yine milli gelir cinsinden bu kurdaki oynamanın maliyeti de 72 milyar dolar olmuş. Kişi başına bölersek 870 dolar her birimize milli gelir cinsinden bu son yaşadıklarımızın, yani sandık darbesinin, Ekrem İmamoğlu’nun mazbatasının gasbının maliyeti oldu.

BİZ Mİ IŞIĞA YAKLAŞIYORUZ, IŞIK MI BİZE YAKLAŞIYOR?
Bunların hepsi önümüzdeki dönemde beklentileri bozacak işler. Dolayısıyla ‘önümüzdeki 3 ay da kayıp’ derken bunu kastediyorum. İnşallah ‘son 3 ay da kayıp’, ‘üçüncü 3 ay da kayıp’, ‘dördüncü 3 ay da kayıp’ demeyiz. Birileri gibi inşallah ‘Şubat Ocak’tan, Mart Şubat’tan, Nisan da Mart’tan daha iyi olacak’ deriz. ‘Tünelin ucunda ışığı gördük hızla yaklaşıyor’ deriz. Biz mi ışığa doğru yaklaşıyoruz, ışık mı bize doğru yaklaşıyor gelen nedir, ne alamet geliyor üstümüze doğru buna ciddi şekilde bakmak lazım.

BÖYLE İSTİHDAM KAYIPLARINI 2009 KRİZİNDE YAŞADIK
İşsizlik rakamlarına baktığımız zaman son bir yılda işinden olanların sayısı 811 bin kişi. Yani 811 bin çalışan işini kaybetmiş. Özellikle sanayi ve tarım gibi dış ticarete açık sektörlerdeki iş kayıpları oldukça dikkat çekici. Buna benzer iş gücü kayıplarını biz yüzde 4,7 bir daralma yaşadığımız 2009 küresel krizi döneminde yaşamışız.

İşsizlere, iş bulma ümidini yitirenleri, mevsimlik çalışanları ve eksik istihdam edilenleri de dahil edersek, işsiz sayısı 8,5 milyon ediyor. Oran olarak da yüzde 24,5. Yani çalışabilecek durumda olan her 4 kişiden biri işsiz. Böyle bakarsak bu işsiz sayısı dünyadaki 97 ülkenin nüfusundan fazla. Bunlar hem büyüme hem de iç talep bakımından hiçte olumlu işaretler değil.

EKONOMİ AKÜSÜ BİTMİŞ ARABA GİBİ
Dün açıklanan bütçe rakamları da büyümeye katkı yapacak çok değerli bir mali imkanın artık sürdürülmesinin mümkün olmadığını ortaya koydu. Şimdi bu mali genişleme ekonomiyi aküsü bitmiş bir arabaya benzetirseniz. Bu mali genişlemeyle arabayı itersiniz zamanında debriyajdan ayağını çekerse kullanıcı, sürücü araba yürümeye başlar, yürümeye başladıktan sonrada aküyü yeniden şarj eder. Ama eğer ayağınızı debriyajdan zamanında çekip arabayı çalıştıramazsanız da yokuş başına gelirsiniz artık o arabayı yürütmek giderek güçleşir.

SEÇİM İÇİN EKONOMİDE GAZA BASABİLİR MİYİZ DİYE BAKIYORLAR
Maalesef, İstanbul seçimlerinin yenilenmesi nedeniyle Türkiye bütçedeki imkânı heba etti. 2019 için programlanan bütçe açığı 81 milyar TL iken bunun yüzde 68’i yani yarısından fazlası ilk 4 ayda gerçekleşti. Yine geçen yılın ilk dört ayında 2,2 milyar TL fazla veren faiz dışı bütçe dengesi bu yılın aynı döneminde 16 milyar TL açık verdi. Bunun tamamına yakını da Nisan ayında geldi. Önümüzde şimdi bir İstanbul seçimi var.  Bunun için yönetim bütçede yeniden bir gaza basabilir miyim diye bakıyor, ne yapabiliriz diye bakıyor.

BU PARA BASMAKTAN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİL
Bu cin fikirlerin en sonuncusu da TCMB’nin ihtiyat akçesine el konulması. Bu ben açık söyleyeyim para basmaktan başka bir şey değil. Yani devletin açığını para basarak kapatmaya çalışıyorlar. Peki sonuç ne olacak? Para bastığınız andan itibaren hem dövizin hem enflasyonun ateşini daha da yükselteceksiniz. Aslında bunların hepsini 1994 yılında biz denedik. Sonuçlarıyla da çok ağır bir şekilde yüzleşmiştik o zaman. Döviz kurlarındaki dalgalanma zaten şirketler kesimini perişan etti. Yüksek borçluluk düzeyiyle krize yakalanan ve özellikle döviz borcu olan firmalar çok ciddi sıkıntılar yaşıyor. Uluslararası ilişkilerdeki belirsizlik ve gerilimler de döviz kurları üzerindeki baskıyı daha da artırıyor. İşte S-400’ler, Suriye sınırında yaşananlar, İran ambargosu… Tüm bunlar hepsi maalesef hem ikinci 3 ayda, hem de ondan sonraki 3 ayda işlerin bundan önceki 3 aydan çok daha zor olacağını gösteriyor.

HEM DARALIYORUZ HEM ENFLASYON ALTINDA EZİLİYORUZ
Uluslararası kuruluşlarda bizim bu seneki büyümemizle ilgili tahminler yapıyor. Baktığımız zaman ortalama yüzde 2,5 civarında daralma bekliyorlar büyüme değil küçülecek. Küçüleceğiz yüzde 2,5. Ama daha vahimi Türkiye bir yandan daralıyor ama enflasyonda yüzde 20 civarında çakılıp kalıyor. Yani slampflasyon, durgunluk, daralma yani düşen büyüme ve enflasyon ikisi birlikte olacak. Buna da slampflasyon deniyor.

EKONOMİYE ÇÖZÜM BULACAKLARINA İSTANBUL’UN PEŞİNE DÜŞTÜLER
Türkiye’nin artık daha fazla zaman kaybetmeye tahammülü yok. İktidar, Türkiye’nin sorunlarına uygun çözümleri vakit yitirmeksizin açıklamak ve uygulamak zorunda. Ama iktidar İstanbul’un peşinde, İstanbul’u vermemenin peşinde. Aslında biz bu krizin hemen başında 13 madde halinde gerekli gördüğümüz önemleri kamuoyuna açıklamıştık. En azından somut tedbirler üzerinden bir tartışma ortamı yaratmak istedik. Ama iktidar önerilerimize kulak dahi asmadı.

GÜÇSÜZ ADALET ÇARESİZ, ADALETSİZ GÜÇ İSE ZALİMDİR
Güçlü bir ekonominin temeli güvendir. Ekonomide güven yoksa yatırımda yoktur. Yatırım yoksa iş yoktur, aş yoktur, ekonomi sürekli daralma noktasına doğru gider. Türkiye’de güveni artırmanın ön koşulu ise demokrasi, hukuk devleti ve kuvvetler ayrılığı üzerindeki kuşku bulutlarını dağıtmaktan geçer. Güçlü icra, güçlü yasama ve güçlü yargıyla dengelenmek zorundadır. Unutulmamalıdır ki; güçsüz adalet çaresiz, adaletsiz güç ise zalimdir. Toplumdaki kutuplaşmayı da ancak güçlü bir hukuk devleti, kuvvetler ayrılığı ve güçlü kurumlar eliyle kırabiliriz.

TEHDİTLE, EMİRLE GÜVEN SAĞLANMAZ
Kural temelli bir ekonomiyle risk ve belirsizlikleri azaltabiliriz. Yatırımcılara yeniden ufuk sunmamız ve ülkeye dış kaynak çekmemiz ancak bu şekilde mümkün olacaktır. Kurallı piyasa ekonomisi yerine; son dönemde keyfi arka kapı politikalarıyla, otokratik yöntemlerle, zabıta önlemleriyle, tehditle, emirle ekonomide güven sağlanmaya çalışıldığını görüyoruz. Bu mümkün değildir.

DAMADIN GÜVEN SAĞLAMASI İÇİN NOBEL ÖDÜLLÜ OLMASI LAZIM
Diğer taraftan liyakatli, ehil kadrolara emanet edilmiş bir ekonomi yönetimi de güveni sağlamak için bir diğer olmazsa olmazdır. Yani ‘ekonominin tek sorumlusu benim’ diyen AK Parti Genel Başkanı, Cumhurbaşkanı getirip damadını ekonominin başına bakan olarak atıyorsa bu hiçbir şekilde güven sağlamaz. Bunu yapıp güven sağlayabilmesi için o damadın Nobel Ekonomi Ödülünü almış olması lazım. Aksi takdirde, kayınpederinin dediklerine itiraz edemeyen, onun dediklerini dinleyen, ortak fikir üretmekten uzak bir ekonomi yönetimiyle karşı karşıya kalırız.

GÜVEN 2007’DEN SONRA BOZUK PARA GİBİ HARCANDI
Geçmişte uzun yıllar bürokraside çalıştım ve gördüğüm şey şu, güveni sağlamak çok zor. Ceylan bilmediği bir dereden su içmeye çok zor gelir, dener, inceler ama bir kere korkutursanız bir daha da o dereye gelmez. Şimdi gördüğümüz bir şey var. 2001 krizinden sonra elde edilen ve bir ölçüde 2007’ye kadar muhafaza edilen ekonominin kazanımları, güven 2007’den sonra bozuk para gibi harcanmıştır.

23 HAZİRAN, TÜRKİYE İÇİN BİR FIRSATA DÖNÜŞEBİLİR
Her şeye rağmen önümüzdeki İstanbul seçimi Türkiye için bir fırsattır. Halkın demokrasiye olan inanç ve tutkusunu göstermesi ve iktidarın sandıkla değişeceğinin görülmesi bakımından 23 Haziran seçimleri bugün her zamankinden daha önemli hale gelmiştir. Bu artık sadece İstanbul’un seçimi değil Türkiye’nin seçimidir. Milletimiz 31 Mart’ta verdiği ama masada gasp edilen mazbatayı, tekrar sahibine verecektir. Ondan sonra da her şey çok güzel olmaya başlayacaktır.

Ben sözlerimi tamamlarken hepinizi saygıyla selamlıyor, bir defa daha Ramazan ayınızı kutluyor, misafirperverliğiniz için hem başkanlara hem de beni sabırla dinlediğiniz için sizlere çok teşekkür ediyorum.