RAMAZAN FİŞEK KÖŞETürkiye’de yıllardan beri terör sorunu var. Her gün şehit haberlerine bir yenisi ekleniyor. Güneydoğu kan gölüne dönmüş. Sokağa çıkma yasakları, ulu orta cesetler, ölen çocuklar, gençliğinin baharında al bayrağa sarılı körpecik bedenler…

Bu ülkede terör sorunu biter mi? Veyahut soruyu şöyle soralım: Bu ülke bölünür mü? Çok kesin ve net söyleyeceğim ki; Bu ülke bölünmez! Bu cümlelerimi birileri milliyetçi düşünce gibi algılaya bilir fakat söyleyeceklerimin ne milliyetçilikle alakası var ne solculukla ne de siyasetin her hangi bir düşüncesizce ön yargılarıyla.

Bu ülke bölünmez! Çünkü dünyanın kodaman gücü ABD, Ortadoğu’ya kurmuş tezgahını. Bu tezgahı kurabilmek içinde onca yıl uğraşmış. Irak, Suriye, Afganistan, Pakistan gibi ülkelere önce terör örgütlerini gönderir bu vahşi kovboylar. IŞİD, El Kaide, Hizbullah, Taliban, PKK, PYD, PJAK ve daha niceleri kurulurlar bölgeye. Sonra dünyanın jandarmalığına soyunmuş ABD, Hollywood filmlerinde olduğu gibi dünyanın kurtarıcısı olmak adına devreye girer. Hemen Amerikan conileri olaya müdahil olurlar. Sözde süper güç ABD, gövde gösterisi yaparak yeni ürettiği silahlarının reklamını yaparcasına savaşı başlatır. Ardından da reklamını yaptığı bu silahları legal yollardan devletlere, illegal yollardan terör örgütlerine satar.

Peki ABD’nin Ortadoğu’ya kurduğu tezgahta sadece silah ticareti mi var? Ya kaçırılan çocuklardan alınan organların ticaretine ne demeli? Uyuşturucu ticaretinin ham maddesi nerede üretilip dünya piyasasına giriyor peki? Petrol de önemli tabi ki, ama bu işin varil fiyatlarını belirleyecek olan Irak’taki şirketlerin hepsi Amerikan şirketi. Kan gövdeyi götürüyor, şehirler yıkılıyor, insanlar ölüyor, göç ediyor ama ne hikmetse bu şirketlere hiç bir şey olmuyor.

Ortadoğu’da Körfez savaşından beri hatta Şeyh Sait İsyanından Balfour Deklarasyonuna kadar uzanacak tarihçesi var. Hadi tezgah kurulmuş belli ki; fakat bu tezgahta üretilenler nasıl dünya piyasasına satılacak peki? Üç tarafı denizlerle çevrili bir ülke olacak ki hem Kuzey’de Kafkasya ülkelerine Hem Batı’da Avrupa ülkelerine hem de Güney’de Akdeniz ülkelerine bu tezgahın ürünleri rahatça ulaşabilsin.

Bu kadar kolay mı? Değil tabi ki de. Türk-Amerika Savaşı Lozan Barış Antlaşmasının imzalandığı gün başladı. Çünkü gözlemci ülke olarak katıldığı halde o antlaşmanın altına imza atmayan tek devlet ABD’ydi. Atatürk döneminde ABD Türkiye topraklarının yakınından bile geçemedi. Balkan Antantı ve Sadabat Paktı ile komşularıyla güç oluşturdu. Serbest piyasa ekonomisi güden Demokrat Parti ve Adnan Menderes Hükümetiyle deyim yerindeyse ülkemiz zokayı yuttu. Önce ana yurdu demir ağlarla dört bir yandan örme fikrinden vazgeçildi. Ardından da ABD çıkarları uğruna Kore’de savaşa girildi. Sonra da NATO bize girdi.

NATO, komünizme karşı kurulmuş bir pakt. Ortada komünizm yok, peki NATO niye var? İzmir’de NATO radar üssü var, 2004 yılından beri birçok Ege adamızı Yunanistan işgal etti. Malatya Kürecik’te NATO’nun radar üssü ve patriot füzeleri var. Suriye sınırından ülkemizdeki okulun avlusuna havan topu düşüyor, bu NATO gene bir işe yaramıyor. Rus uçağı hava sınırımıza girmiş, NATO ülkesiyiz, NATO füzeleriyle vursun. NATO, SSCB’nin yıkılmasından sonra misyonunu daha da ilerleterek Süper NATO, diğer bir değişle İtalyancadan gelen ismi ile kısa kılıç anlamına gelen Gladyo’ya dönüştü. Ülkelerin iç güvenlik sistemlerini göçertip serbest piyasa ekonomisinin çıkarları doğrultusunda ülkeleri dizayn etti.

Kısacası bu ülke bölünmez. Bu tezgah, Türk-Amerikan Savaşında milli bilinç uyanmadıkça, ülke siyaseti tüzüğünde ABD ve AB işbirlikçiliği ile NATO seviciliği olan partilere teslim edildiği sürece daha çok şehit haberleri gelir, daha nice yıllar insanlarımız öldürülür ve bir hiç uğruna ülke ekonomisinin büyük bölümü Amerikan silah ve mühimmatlarına hibe edilmeye devam edilir. Kısacası bu topraklarda Türk, Kürt, Arap, Alevi, Sunni, Süryani, Laz, Çerkez katliamı daha uzun yıllar devam eder.